FelseFemina · Yazılar · Çekiçle Felsefe
Teoriden İmgeye, Performansa ve Ötesine: Feminist Felsefenin Sanatta Çok Yönlü İfadesi

Yazı dizimizde bu ay, feminist sanatın 1970'lerde sanat hareketlerine nasıl etki ettiğini ve bu dönemde öne çıkan sanatçıları ele alıyoruz. Feminist felsefe, 'kadın' kavramını, toplumsal dönüşümü, politik ve etik konuları inceler. Bu felsefe, 60'lar ve 70'lerde yükselen politik hareket ve kadın akademisyenler sayesinde gelişmiş, feminist metinlerin ve kadın düşünürlerin incelenmesini sağlamıştır. Feminist sanat ise bu teoriyi sahnelemiştir.
Feminizm, cinsiyetçiliği sona erdirmeyi, kadınlar için özgürlük ve adalet aramayı amaçlayan entelektüel ve hukuksal bir harekettir.
Feminist felsefe:'Kadın' kavramının ele alınışını ve toplumsal dönüşümü sağlama amacını içerir. Politik ve etik çeşitli yorumlara sahip birden fazla anlayışı kapsar ve felsefe tarihinde geniş bir tartışma yürütür. 60'lar ve 70'lerdeki politik hareketin yükselişi ve kadın akademisyenlerin artışıyla derin sorgulamaların önünü açmıştır.
Feminist metinlerin tartışılması, ilk dalga feminist kuşakların eleştirisi ve kadın düşünürlerin incelenmesi dönemin önemli gelişmelerindendir. Kürtaj ve cinsiyet gibi konuları teoriden çıkarıp pratik sorulara dönüştürmüştür.
Feminist felsefenin üç temel çalışma ekseni şunlardır:
- Feminist felsefenin temel sorularından biri, kadın filozofların yokluğu veya felsefe tarihinde neden yeterince yer almadıklarıdır. Bu bağlamda, kadın filozofların eserlerinin daha fazla araştırılması ve akademide okutulması için çaba gösterilmiştir.
- Feminist teoriye yeni kavramlar eklemek; toplumsal cinsiyet, cinsellik, öznellik ve doğum gibi konuları kapsamak.
- Felsefe tarihinde erkek filozofların düalist yaklaşımlarını yeniden ele almak ve özellikle Platon ve Aristoteles gibi öncülerin kadına bakış açısındaki eril önyargılarını sorgulamak.
Feminist sanat alanındaki gelişmeler, kadın filozofların ve sanatçıların teoriyi pratiğe dönüştürdüğü bir döneme işaret ediyor. Bu dönemde, sanatçılar cinsiyet, kadın hakları ve eşitlik gibi konuları eserlerinde işleyerek toplumsal diyalogları tetiklemişlerdir.
Feminist Felsefe ve Sanat Arasındaki İlişki: Teoriden Pratiğe Bir Yolculuk
Hem feminist felsefe hem de feminist sanat cinsiyet, güç, kimlik ve toplumsal normlar hakkında sorular sorma ve sorgulama üzerine kuruludur. Feminist felsefe, genellikle cinsiyet eşitsizliklerini, kadınların tarihsel ve kültürel olarak nasıl konumlandırıldığını ve toplumsal cinsiyet rollerinin oluşumunu teorik olarak ele alır.
Sanat ise bu fikir ve kavramları görsel, işitsel veya performans yoluyla ifade eder.
İdeolojik Eleştiri ve Yansıtma:
Feminist felsefe, toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınların toplumdaki yerine dair ideolojik eleştiriler geliştirir. Sanatçılar ise bu eleştirileri ve fikirleri sanat eserleri aracılığıyla yansıtır. Böylece sanat, feminist teorinin görünür ve etkileşimli bir formunu sunar.
Feminist sanat alanında bazı sorular ve bu sorulara verdikleri yanıtlar ışığında ilerleyeceğiz:
- Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?
- Kadınların Müzeye Girebilmeleri İçin İlla ki Çıplak Mı Olmaları Gerekiyor?
"Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?"
Linda Nochlin'in 1971 yılında Art News dergisinde yayımlanan "Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?" başlıklı makalesi, feminist sanat tarihi ve eleştirisi üzerine yazılmış en etkili eserlerden biridir. Bu önemli makale, sanat tarihinde kadın sanatçıların neden büyük başarılar elde edemediklerine dair o zamana kadar varsayılan anlayışları sorgulamakta ve sanat dünyasındaki cinsiyet ayrımcılığını ve yapısal engelleri açığa çıkarmaktadır.
Kadın sanatçıların yokluğu
Nochlin, makalesinde sanat tarihinde erkek sanatçıların neden baskın olduğunu analiz etmekte ve büyük sanatçıların sadece doğuştan yetenekli oldukları fikrini eleştirmektedir. Ona göre, kadın sanatçıların yokluğu ya da görmezden gelinmeleri, yetenek eksikliğinden ziyade, eğitim ve profesyonel fırsatlara erişimdeki cinsiyet eşitsizliklerinden kaynaklanmaktadır.
Nochlin, sanat eğitiminin nasıl erkekler için tasarlandığını ve kadınların bu eğitim sistemlerine nasıl erişimlerinin engellendiğini detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Ayrıca, sanat tarihinde kadın sanatçıların nasıl ihmal edildiğini ve cinsiyetçi önyargılarla nasıl şekillendiğini de ele almaktadır.
Bu önemli makale, feminist bir perspektifi benimsemenin ve sanat dünyasındaki yapısal değişikliklerle cinsiyet eşitliğini sağlamanın önemini vurgulamaktadır.
“Women Artists 1550-1950”
Linda Nochlin'in "Women Artists: 1550-1950" kitabı, kadın sanatçıların sanat tarihindeki yerini ele alan önemli bir başka eserdir. Ann Sutherland Harris ile birlikte yazdığı kitap, 1976 yılında Los Angeles County Museum of Art'ta düzenlenen aynı adlı sergiyle eş zamanlı olarak yayımlanmıştır. Kitap, 1550-1950 yılları arasında faaliyet gösteren kadın sanatçıların eserlerini ve yaşam öykülerini inceler.
Women Artists 1550-1950
İşte "Women Artists: 1550-1950" hakkında bazı önemli noktalar:
Kitap, Rönesans'tan Modernizm'e kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, Avrupa ve Amerika'daki önemli kadın sanatçılara yer verir.
Artemisia Gentileschi, Judith Leyster, Angelica Kauffmann, Mary Cassatt, Georgia O’Keeffe gibi birçok ünlü kadın sanatçının yanı sıra, daha az tanınan sanatçıların çalışmalarını ve biyografilerini içerir.
Nochlin ve Harris, kadın sanatçıların karşılaştığı tarihsel ve sosyal engelleri, eğitim imkanlarını ve toplumsal cinsiyet normlarının sanat üretimine olan etkilerini inceler.
Feminist felsefe çalışmalarında kadın filozofların öne çıkarılma çabası ile aynı amacı taşıyan bu çalışma hâlâ akademi ve sanat çalışmalarında en etkili eserlerden biri olarak kabul ediliyor. Nochlin’nin kuramsallaştırdığı "Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?" sorusuna gelen cevaplar özellikle 70’lerde öne çıkan önemli sanatçıların görünür olma çabalarını bizlere gösterir.
"Feminists: What Were They Thinking? (Feministler: Onlar Ne Düşünüyordu?)"
"Feminists: What Were They Thinking? (Feministler: Onlar Ne Düşünüyordu?)
"Feminists: What Were They Thinking?" adlı belgesel, 2018 yılında Johanna Demetrakas tarafından yönetilmiş ve Laurie Anderson, Phyllis Chesler, Judy Chicago gibi isimleri içeren bir yapımdır. Belgesel, 1960'lar ve 1970'lerde önemli sosyal değişiklikler meydana getiren feminizm dalgasına bakar ve günümüz kültürünü analiz ederek süregelen değişim ihtiyacını vurgular.
Belgesel, 1970'lerde kadınların feminist uyanışını yakalayan fotoğrafları tekrar ziyaret eder. Bu fotoğraflar, kadınların çocukluklarından beri üzerlerinde olan kültürel kısıtlamaları atarak tam anlamıyla insan olmalarını kabul ettikleri bir dönemi yansıtır. Filmin odak noktası, bu fotoğraflar, bu kadınlar ve o zamanlar olup aynı zamanda kültürümüzdeki süregelen değişim ihtiyacını belirgin bir şekilde ortaya koyar.
2018 yılında "Feminists: What Were They Thinking? (Feministler: Onlar Ne Düşünüyordu?)" belgeselini izlediğimde tanıştığım bu harika kadınlar tüm yaşamımı etkileyecek bir iz bıraktılar ve bu iz bırakan kadınların daha sonraki yıllarda yaptıkları sanat çalışmaları da benim gibi birçok kişiyi etkisi altına almış olmalı ki hâlâ tezlere ve akademik çalışmalara konu oluyorlar.
Batı hareketi olarak görmemiz gereken bu hareketin özellikle kimlik mücadelesinde kendi özgürlükleri için iyi eğitim almış kadınların tüm baskılara rağmen deha niteliklerini ortaya koymaları dünyada hareketin dalga dalga yayılmasının önünü açmıştır.
Judy Chicago “The Dinner Party”
"Belgeselde yer alan önemli isimlerden biri olan Judy Chicago, üniversite okurken bir derste 'Kadın sanatçıları da anlatacak mısınız?" diye sormuş ve profesörün, "Dersin sonunda değineceğim" demesine rağmen dersin sonunda bu konuya hiç değinmemesi üzerine ""Neden kadın sanatçıları anlatmadınız?" diye sormuştur. Aldığı yanıt karşısında büyük hayal kırıklığına uğramıştır: "Çünkü hiç kadın sanatçı yok."
Judy Chicago
Peki, gerçekten öyle mi? O zaman sizi Judy Chicago'nun 'The Dinner Party' sine davet ediyorum!
The Dinner Party
Judy Chicago'nun en ünlü eserlerinden biri "The Dinner Party"dir. Bu büyük ölçekli enstalasyon eseri, tarihte önemli roller üstlenmiş 39 kadını temsil eden özel olarak hazırlanmış masa ayarlarından oluşur. Eser, kadınların tarih içindeki yerini ve katkılarını vurgulayarak, genellikle göz ardı edilen kadın tarihine ışık tutar ve onları gündeme getirir. Judy Chicago'nun yaratıcı vizyonu, bu eseriyle kadınların tarih içindeki önemini anlatırken aynı zamanda sanatın gücünü de ortaya koymuştur. The Dinner Party, sanat ve feminizm arasındaki bağı güçlendirerek, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığı artırmayı hedeflemektedir.
Judy Chicago (Amerikalı, 1939 doğumlu). Akşam Yemeği Partisi, 1974–79. Seramik, porselen, tekstil, 576 × 576 inç (1463 × 1463 cm). Brooklyn Müzesi; Elizabeth A. Sackler Vakfı'nın Hediyesi, 2002.10. © Judy Chicago. (Fotoğraf: Donald Woodman)
Üçgen masanın altında beyaz fayans zemin üzerine altınla yazılmış diğer 999 kadının isimleri bulunmaktadır. Bu eser, kadınların tarihteki varlığını ve etkisini vurgularken, aynı zamanda sanatın sınırlarını zorlayan bir ifade biçimidir.
Kadınların Müzeye Girmeleri İçin İlla ki Çıplak Mı Olmaları Gerekiyor?
Guerrilla Girls (Gerilla Kızları)
Guerrilla Girls (Gerilla Kızları), 1985'te New York'ta kurulan anonim bir sanatçı kolektifi olup, sanat dünyasındaki cinsiyet ve ırksal eşitsizliklere karşı mücadele eder. Goril maskeleri giyerek ve anonim kalarak; cinsiyet ve ırk ayrımcılığı, sanat dünyasındaki eşitsizlikler ve sanat tarihinin yeniden yazılması gibi konularda farkındalık yaratmaya çalışırlar.
GUERILLA GIRLS, (1989), " Kadınların Metropolitan Müzesi'ne Girebilmek İçin Çıplak Mı Olmaları Gerekiyor?"
İşte Guerrilla Girls'ün feminist sanat çalışmaları hakkında bazı önemli noktalar:
Afişler ve Reklam Panoları: Guerrilla Girls özellikle afişler, reklam panoları ve sokak sanatı aracılığıyla mesajlarını yayınlamaktadır. Bu eserler genellikle keskin ve esprili sloganlar içerir ve sanat dünyasındaki cinsiyet ayrımcılığını ve sanat müzelerindeki temsil eksikliğini eleştirir.
İstatistikler ve Bilgilendirme: Çalışmalarında sıkça istatistikleri ve araştırmaları kullanarak sanat dünyasındaki cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekerler. Örneğin, müzelerde sergilenen kadın sanatçıların veya galerilerde temsil edilen kadınların düşük oranlarını vurgularlar.
Feminist sanat
Kamusal Alanlarda Aktivizm: Guerrilla Girls, mesajlarını geniş kitlelere ulaştırmak için kamusal alanları kullanır. Bu, sanatın sadece galeri ve müzelerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve politik bir araç olabileceğini gösterir.
Eğitim ve Konferanslar: Ayrıca kolektif, üniversitelerde ve sanat kurumlarında konferanslar vererek eğitim yoluyla da farkındalık yaratmayı amaçlar. Bu etkinliklerde sanat dünyasında kadınların ve azınlık grupların karşılaştığı zorluklar üzerine konuşurlar.
Mizah ve İroni: Mizah ve ironiyi kullanarak ciddi konuları işlerler ve bu yaklaşımları, mesajlarını daha geniş kitlelere ulaştırmanın bir yolu olarak görülür.
Küresel Perspektif: Guerrilla Girls sadece Amerikan sanat dünyasıyla sınırlı kalmaz, uluslararası platformlarda da cinsiyet ve ırksal eşitsizliklere dikkat çeker.
Kitaplar ve Yayınlar: Ayrıca çalışmalarını ve mesajlarını kitaplar ve diğer yayınlarda da paylaşarak sanat ve aktivizm arasındaki sınırları aşarlar.
Guerrilla Girls'ün sanat ve aktivizmi birleştiren yaklaşımları, feminist sanat hareketinde önemli bir yere sahiptir ve sanat dünyasındaki eşitsizlikleri sorgulayan geniş bir tartışma alanı açmıştır.
Sonuç
Feminist felsefenin odaklandığı temel sorunlar arasında kadın filozofların eksikliği ve felsefe tarihindeki yerleri bulunmaktadır. Felsefede kadınların görünürlüğünü artırmayı, feminist teoriye yeni kavramlar eklemeyi ve felsefe tarihindeki erkek egemen yaklaşımları sorgulamayı amaçlar. Feminist sanat ise sanat eserleri ile teoriyi pratiğe dönüştürür.
Bu pratik dönüşümü, Feminist sanat alanında yer alan iki temel soru ve verilen cevapları ele alarak inceledik:
Linda Nochlin'in Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?
Guerrilla Girls'ün Kadınların Müzeye Girmeleri İçin İlla ki Çıplak Mı Olmaları Gerekiyor?
Feminist sanat alanında, 1970'lerde kadın sanatçıların eserleri ile cinsiyet, kadın hakları ve eşitlik konularını işleyerek toplumsal diyalogları teşvik ettiklerini görüyoruz. "Feminists: What Were They Thinking?" belgeseli, 1970'lerde kadınların yaşadıkları uyanışı ve bu dönemde kültürel kısıtlamaların ötesine geçişlerini betimler. Judy Chicago'nun "The Dinner Party" eseri, tarihteki önemli kadınları onurlandırırken, sanatın gücünü ve feminist felsefenin sanata yansımasını gösterir.
Guerrilla Girls ise sanat dünyasındaki cinsiyet ve ırksal eşitsizliklere dikkat çekmek için kamusal alanlarda sanatlarını sergiler, istatistikler ve bilgilendirme çalışmaları ile farkındalık yaratır. Bu kolektif, sanat müzelerindeki cinsiyet temsili eksikliğini eleştiren mesajlar yayınlayarak sanat dünyasında değişim için mücadele eder.
Bu içerikler, feminist felsefenin ve sanatın; toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların toplumdaki yerine dair derin sorgulamalar yaptığı, aynı zamanda bu sorgulamaların pratiğe nasıl yansıtıldığına dair geniş bir perspektif sunar.
Felsefenin sadece teorik olmayıp, aynı zamanda pratikte de yer almasının, feminist sanat üzerindeki etkisi ile sınanmasını gözlemliyoruz…Performans sanatçısı Ana Mendieta'nın çalışmaları üzerinden Schopenhauer'in 'Deha' kavramını yeniden yorumlamam, bu konudaki çalışmalarımı örneklendiriyor.
Kaynakça:
Hilal Baktaş, (2021) “Schopenhauer From The Perspective of Feminist Philosophy” Yeditepe Üniversitesi Yüksel Lisans Tezi, Ulusal Tez Merkezi
Gouma, T. Mathews, P.P. (2014) Sanat ve Cinsiyet: Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri (4. Baskı). (A.Antmen Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları
Stone, A. (2019). Feminist Felsefeye Giriş,(2. Baskı).(B. Cingöz, B. Tanrısever, Çev.)İstanbul:Otonom Yayınevi.(2007)
Nochlin, L. (2020). Kadınlar, Sanat ve İktidar, (1. Baskı). (S.Evren, Çev.)İstanbul: Yapıkredi Yayınları. (1988)
Felsefeciler Derneği İstanbul Şubesi YouTube Kanalı, (2018), "Aynur Özuğurlu ile Feminist Felsefe" https://www.youtube.com/watchv=Xp53ggG0ERM&ab_channel=FelsefecilerDerne%C4%9Fi%C4%B0stanbul%C5%9Eubesi
Yeni yazılar ve kadın filozoflar serisinin bütün bölümleri Instagram'da.


