UP-HB Academy

FelseFemina · Yazılar · Çekiçle Felsefe

Feminist Felsefenin Sessiz Çığlığı: Sylvia Plath

Hilal Baktaş · Ocak 2024

Kapak: John William Waterhouse, Shalott Leydisi, 1888, Tate Britain (kamu malı).

Bir önceki yazıda feminist felsefenin ve feminist sanatın bazı önemli başlıklarını ele almıştık. Bu serideki devam yazımızda bir filozof ya da feminist teorisyenin değil, bir kadın yazarın hikayesi üzerinden kadının psikolojisinin feminist felsefeye katkısına eğilmek istiyorum.

Bu isim, kadın çalışmaları alanında derinlemesine araştırma yapan birçok kişiye eminim ki tanıdık gelecektir:

SLYVIA PLATH

Slyvia Plath

Sylvia Plath, edebiyat dünyasında derin izler bırakmış bir şair ve yazar. Kendi yaşamı ve eserleriyle, özellikle feminist felsefenin gelişimine sessiz ve dolaylı bir şekilde katkıda bulunan Plath, duygularını ve düşüncelerini cesur bir şekilde ifade ederek, kadınların iç dünyasını ve toplumsal baskılar altındaki mücadelelerini özgün bir dille ortaya koymuştur. Plath'ın hayatı; aşkı, tutkuyu, acıyı ve varoluşsal mücadeleleri yoğun bir şekilde deneyimlemiş bir kadın olarak feminist felsefenin anlaşılmasında önemli bir yer tutar. Bu yazımızda, Sylvia Plath'ın eserleri ve kişisel yaşamının, feminist felsefenin temel konularına nasıl ışık tuttuğunu inceleyeceğiz.

Sylvia Plath hakkında pek çok yazı yazılmıştır; hatta 2003 yılında Gwyneth Paltrow'un Plath'i canlandırdığı bir film bile yapılmıştır. Geçtiğimiz ay bu filmi tesadüfen izledim ve Plath'ın derinliğinde çırpınan zihniyle, hassas yapısının içinde bulunduğu ruh halinin bende yarattığı etki, onun feminist felsefeye verdiği sessiz ve dolaylı katkıları kendi bakış açımla aktarmak istememe sebep oldu.

Sylvia film afişi

Doğruyu söylemek; paraya biat etmemek, zamanın akıp gitmesiyle güzelliğin önemini yitirmesi, aşk ve tutku ile bağlı olduğu şair kocası Ted Hughes'ın gölgesinde çocuklarına en iyi şekilde bakmaya çalışan, aldatılan, kıskanç, üretmek isteyen ama üretemeyen ve sonunda üretkenliğinin en yoğun olduğu dönemde en büyük psikolojik savaşları veren ve üretimi tamamladıktan sonra gelen övgüleri ve yergileri umursamadan hayata veda eden...

İşte Sylvia Plath'ın kısaca hayatının özeti "Slyvia" filmi ile bu şekilde tarif ediliyor.

Pek feministçe değil, hatta pek çok kişi için antifeminist öğeler bile barındıran bir duruş ile karşımızda. Baba eksikliğini kocada arayan, kocası gibi şair ve yazar olmasına rağmen kendi çalışmalarından öte sevdiği adamın başarılarına destek olan, için için tükenen ve hatta mücadele etmeyi çok erken yaşta bırakıp bu dünyadan göçen zayıf bir kadın profili...

Hayatını bir kenara bırakıp başka bir açıdan Slyvia Plath'a bakmak; eserlerine bakmak, onun feminist felsefe açısından değerini görmemize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

Sanat çalışmalarında kadınların kendilerine bir alan açması, seslerini duyurması özellikle feminist sanat hareketleri içinde çığır açan çalışmalara sahne olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bir önceki yazıda bundan epey söz etmiştik.

Performans sanatı, bu hareketlerin en önde gelenidir, en cesurudur. Yazarlık ise çok daha güvenli bir alandır. Bedenini kullanmama, görünür olmama, anonim bir isimle eserlerini yayınlama, düş dünyasında dilediğin karakterleri yaratma ve dilediğin olayı dilediğin şekilde aktarma şansın vardır...

Peki bazı sorular soralım!

Bir kadın ya da marjinalleştirilmiş biri olarak duygularını ifade ettiğinde; örneğin bir şiir yazdığında, bunu tüm cesaretinle filtresiz olarak ortaya koyduğunda;

  • Bu seni toplum tarafından dışlanmaya iter mi?
  • Kaygısız bir şekilde yazmak mümkün mü?
  • Yeterince özgür müsün?

Aşık olursun, içinde coşan tüm duyguları filtrelemeden kaleme alırsın, tüm tutkunu okuyucuya sunarsın ama yine de yeterince özgür olmak için kılık değiştirmen gerekebilir ya da filtrelemek zorunda kalırsın.

Günümüzün cevaplarını bir kenara koyup, zamanı geriye sardığımızda ve 50'lere götürdüğümüzde bir kadın yazar olarak bu sorulara vereceğimiz cevaplar günlük hayatta başka bir anlam kazanıyordu.

"Dünya hassas insanlar için bir cehennem… "

Johann Wolfgang von Goethe1

Bu sözün yarattığı derin düşünceler Sylvia Plath'da somutlaştı . Aşk, tutku, kıskançlık, üretememe ya da tam tersi; tüm bu duyguların en yoğun haliyle yaşandığı ve buna daha fazla dayanamayacağı için gitmeyi tercih etti!

Feminist felsefenin geniş yelpazesine sığınarak, hayatın içinde basit bir olaymış gibi görünen ancak bir hassas yüreğin dayanamayıp yaşamına son vermesinin "özgürlük, kimlik, dönüşüm, cinsiyet rolleri" bağlamında ele alınmasını inceleyelim.

Plath'ın Kaleminde Feminist Düşüncenin İzleri

Sylvia Plath, edebiyatın sadece bir sanat türü olmadığının aynı zamanda toplumsal ve bireysel bilincin bir yansıması olarak da kullanılabileceğinin canlı bir örneğidir. Onun eserleri, kadınların yaşadığı baskıları ve çatışmaları detaylı bir şekilde ele alır. Plath'ın en çok bilinen eseri "Sırça Fanus" kadınların bireysel ve toplumsal beklentiler arasındaki çatışmalarını, cinsiyet rollerinin baskısını ve kişisel özgürlük arayışını dramatik bir şekilde işler.

Plath'ın şiirleri de, kadın olmanın karmaşık duygularını, toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı sınırlamaları ve bireysel ifade özgürlüğünü sorgulayan derin temalar içerir. Şiirlerinde sıklıkla kullandığı metaforlar ve simgeler, kadın bedeninin ve ruhunun derinliklerine inerek kadınların iç dünyasını ve toplumsal baskılar altındaki duygusal mücadelelerini vurgular. Plath, kendi yaşam deneyimlerini de eserlerine yansıtarak kadınların yaşadığı zorlukları ve bu zorluklar karşısında gösterdikleri direngen tutumu gözler önüne serer.

Sırça Fanus kitabı, Kırmızı Kedi Yayınları

Plath, eserlerinde feminist felsefenin temel konuları olan özgürlük, eşitlik ve cinsiyet rollerinin sorgulanmasını işler. Bu konuları bireysel deneyimler üzerinden ele alır. Bu yaklaşım, onun eserlerinin hem kişisel hem de evrensel olmasını sağlar. Plath'ın eserleri, kadınların yaşadıkları deneyimleri ve duyguları anlamamıza yardımcı olurken, feminist felsefeye daha derin bir perspektif kazandırmıştır.

Kadın Psikolojisi Üzerine Bir İnceleme

Sırça Fanus

Sylvia Plath'ın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir ve feminist felsefe açısından oldukça değerlidir. Bu roman, genç bir kadının kişisel ve profesyonel hayatında karşılaştığı zorlukları ve toplumsal beklentilere karşı verdiği mücadeleyi içten bir şekilde anlatır. Plath bu eseriyle, 1950'lerin baskıcı toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınların bu roller içindeki sıkışmışlıklarını gözler önüne serer.

Romanın ana karakteri Esther Greenwood, toplumun kadınlardan beklediği rollerin dışında bir hayat sürmeye çalışan kadının yaşadığı zihinsel çatışmaları ve çöküşü simgeler. Esther, kendi kimliğini, arzularını ve hırslarını ifade etme konusunda sürekli bir mücadele içindedir. Bu, birçok kadının yaşadığı gerçeklikle paralellik gösterir: Kendi benliklerini bulma ve ifade etme yolunda toplumsal baskı ve beklentilerle karşılaşmak ve mücadele etmek.

Sırça Fanus; kadınların içsel dünyalarını, psikolojik sorunlarıyla başa çıkma yollarını ve toplumsal cinsiyet normlarına karşı direnişlerini anlamada kritik bir eserdir. Plath; romanıyla, kadınların sessiz çığlıklarını, toplumun görmezden geldiği içsel mücadelelerini ve baskı altındaki duygusal durumlarını etkileyici bir şekilde ifade eder. Bu eser, kadınların kendi hikayelerini anlatma ve duygusal deneyimlerini paylaşma ihtiyacının önemini vurgular.

Ariel

Sylvia Plath, Ariel ve Seçme Şiirler kitabı, Kırmız Kedi Yayınları

Sylvia Plath'ın Ariel şiiri, edebiyat dünyasında derin izler bırakmıştır. Ariel, Plath'ın en bilinen çalışmalarından biri olup, okuyucuları ve eleştirmenleri hem biçimsel hem de tematik zenginliğiyle büyülemiştir. Bu şiir, özgürlük arayışı, kimlik mücadelesi ve dönüşüm temasıyla öne çıkar. Plath'ın ustaca kullandığı metaforlar ve semboller, şiire çok katmanlı bir anlam ve derinlik kazandırır. Şiirin otobiyografik unsurları, feminist yorumları ve psikolojik derinliği; onu modern şiirin en önemli örneklerinden biri yapar.

"Ariel" şiirindeki metaforlar ve semboller, Plath'ın edebi dehasının en çarpıcı örneklerindendir. Şiirdeki "aygıra dönüşme" imgesi, özellikle dikkate değerdir. Bu dönüşüm, erkeksi güce ve geleneksel kadınlık rollerinden bir kopuşa işaret eder. Plath, bu imgelemlerle kadınların erkeklerle eşit güce sahip olabileceğine ve geleneksel rollerin ötesine geçebileceğine işaret eder. Bu, o dönem için oldukça yenilikçi bir düşünce olup feminist yazında sıkça tartışılan bir konudur. Plath, sembolizmi kullanarak bir kadının kimliğinin yalnızca eş ve anne rollerine indirgenemeyeceğini vurgular. Bu, Plath'in eserlerinin feminist eleştiride merkezi bir noktaya koyar ve kadınların bağımsız kimliklerinin önemini vurgular.

Sylvia Plath'ın Feminist Sanat Hareketine Etkisi

Sylvia Plath'ın eserleri, feminist sanat hareketi içinde önemli bir yere sahiptir. Şiirlerinde ve romanlarında ele aldığı "kadınların iç dünyası, toplumsal cinsiyet rolleriyle olan mücadeleleri ve bireysel ifade özgürlükleri" gibi temalar feminist sanatın temel temalarındandır. Plath, özellikle şiirlerinde, kadın deneyimini merkeze alarak, geleneksel edebiyat anlayışına meydan okur ve kadınların sesini güçlü bir şekilde duyurur.

Plath'ın eserleri, kadın sanatçıların yaşadıkları duygusal, sosyal ve psikolojik zorlukları somut bir şekilde ifade eder. Bu, feminist sanatın gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Plath'ın eserleri, kadınların sadece sanatın konusu değil aynı zamanda sanatın yaratıcısı olarak da önemli bir yere sahip olduğunu gösterir. Onun eserleri, feminist sanatçılar için ilham kaynağı olmuş ve kadınların sanat dünyasındaki varlıklarını güçlendirmelerine yardımcı olmuştur.

Sylvia Plath'ın Kalıcı Mirası ve Feminist Felsefeye Etkisi

Sylvia Plath, kısa yaşamına rağmen feminist felsefe ve sanat üzerinde derin ve kalıcı bir etki bırakmıştır. Eserleri, kadın deneyimini ve içsel mücadelelerini özgün bir dille ifade ederke, feminist düşüncenin gelişimine de önemli katkılarda bulunmuştur. Plath, kadınların yaşadığı duygusal ve psikolojik zorlukları, cinsiyet rolleriyle olan çatışmaları ve toplumsal baskılara karşı verdiği mücadeleyi cesurca ele alarak feminist felsefenin temel konularına parmak basmıştır.

Plath'ın eserleri, kadınların kendilerini ifade etme ve toplumsal cinsiyet normlarına meydan okuma konusundaki arayışlarını yansıtır. "Sırça Fanus" ve "Ariel", feminist yazında önemli bir yer tutmakta ve kadınların yaşam deneyimlerine dair derin bir kavrayış sunmaktadır. Bu eserler, zamanla kadınlar için güçlü bir ses haline gelmiş ve kadınlara kendi hikayelerini anlatma cesareti vermiştir.

Plath'ın eserleri, modern feminist hareketler ve kadın yazarlar için ilham kaynağı olmaya devam ederken, kadınların yaşadığı zorlukları ve duygusal deneyimleri anlama konusunda da önemli birer kaynak olarak ele alınmaktadırlar. Sylvia Plath, edebiyat ve sanat dünyasında kadınların seslerini duyurmasında öncü bir rol oynamıştır ve gelecek nesil kadın sanatçılar ve yazarlar üzerindeki etkisini belirgin bir şekilde göstermiştir.

Şiirlerinin birinde iyi bir eş olmanın, aile kurmak ve eşine bir çocuk vererek tamamlanacağını belirten Plath; bu şiiri dolayısıyla feminizmin uzağında olduğu öne sürülse de ben ruhunun hassaslığının, kurmak istediği ailede erkekten ziyade kendini tamamlamak için bunu yazdığını düşünüyorum.

Özetle, Sylvia Plath'ın romanı ve şiirleri, ataerkil toplumu eleştiren ve kadın haklarını, eşitliği savunan derinlemesine bir feminist tema keşfidir.

Kaynakça:

Plath, S. (2022). Sırça Fanus,(2. Baskı),(H.Saraç, Çev.) İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, (Orijinal Eserin Basım Tarihi: 1963)

Plath, S (2014). Ariel ve Seçme Şiirler, (4. Baskı) (Y. Eradam, Çev.) İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları, (Orijinal Eserin Basım Tarihi: 1965)

Jeffs, C. (Director). (2023), Sylvia (https://m.imdb.com/title/tt0325055/). Production Company

Yeni yazılar ve kadın filozoflar serisinin bütün bölümleri Instagram'da.

FelseFemina

Diğer yazılar.